Mushaf, sayfa 597

  1. وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ

    Andolsun; incire ve zeytine,

    95:1
  2. وَطُورِ سِينِينَ

    Sina dağına,

    95:2
  3. وَهَٰذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ

    Ve şu emin kente,

    95:3
  4. لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

    Doğrusu Biz; insanı en güzel biçimde yarattık,

    95:4
  5. ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ

    Sonra onu, aşağıların aşağısına döndürdük.

    95:5
  6. إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

    Yalnız iman edip salih amel işleyenler müstesna. Onlara kesintisiz mükafat vardır.

    95:6
  7. فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ

    Öyleyse bundan sonra hangi şey sana dini yalanlatabilir?

    95:7
  8. أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ

    Allah; hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil mi?

    95:8
  9. اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ

    Yaratan Rabbının adıyla oku.

    96:1
  10. خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ

    O; insanı pıhtılaşmış kandan yarattı.

    96:2
  11. اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ

    Oku, Rabbın nihayetsiz kerem sahibidir.

    96:3
  12. الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ

    Ki O, kalemle öğretti.

    96:4
  13. عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

    İnsana bilmediğini öğretmiştir.

    96:5
  14. كَلَّا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَيَطْغَىٰ

    Hayır; insan azgınlık eder.

    96:6
  15. أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَىٰ

    Kendini müstağni gördüğü için.

    96:7
  16. إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ الرُّجْعَىٰ

    Dönüş, şüphesiz ancak Rabbınadır.

    96:8
  17. أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَىٰ

    O yasaklayanı gördün mü?

    96:9
  18. عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰ

    Bir kulu, namaz kılarken?

    96:10
  19. أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَىٰ

    Gördün mü; ya o kul doğru yolda ise?

    96:11
  20. أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَىٰ

    Veya takvayı emrettiyse?

    96:12
  21. أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    Gördün mü; ya yalan saydı ve yüz çevirdi ise?

    96:13
  22. أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَىٰ

    Bilmez mi ki; Allah gerçekten görmektedir?

    96:14
  23. كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ

    Ama bundan vazgeçmezse; andolsun ki; onu alnından tutup sürükleriz.

    96:15
  24. نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ

    Yalancı, günahkar alnından.

    96:16
  25. فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ

    Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun.

    96:17
  26. سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ

    Biz de zebanileri çağırırız.

    96:18
  27. كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ ۩

    Sakın, sen ona uyma. Secde et ve yaklaş.

    96:19

Meal: İbni Kesir