Mushaf, sayfa 498

  1. إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ

    Muhakkak ki ayırdetme günü, hepsinin bir arada bulunacağı vakittir.

    44:40
  2. يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

    O gün; dostun dosta hiç bir yardımı olmaz, yardım da görmezler.

    44:41
  3. إِلَّا مَنْ رَحِمَ اللَّهُ ۚ إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

    Ancak Allah´ın merhamet ettiği müstesna. Muhakkak ki O; Aziz, Rahim olanın kendisidir.

    44:42
  4. إِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ

    Doğrusu zakkum ağacı;

    44:43
  5. طَعَامُ الْأَثِيمِ

    Günahkarların yiyeceğidir.

    44:44
  6. كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ

    Erimiş maden gibidir. Karınlarında kaynar,

    44:45
  7. كَغَلْيِ الْحَمِيمِ

    Suyun kaynaması gibi.

    44:46
  8. خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَاءِ الْجَحِيمِ

    Yakalayın onu, cehennemin ortasına sürükleyin.

    44:47
  9. ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ

    Sonra azab olarak başına kaynar su dökün.

    44:48
  10. ذُقْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ

    Tad bakalım; hani güçlü olan, değerli olan yalnız sendin?

    44:49
  11. إِنَّ هَٰذَا مَا كُنْتُمْ بِهِ تَمْتَرُونَ

    İşte bu; doğrusu şüphelenip durduğunuz şeydir.

    44:50
  12. إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ

    Müttakiler ise; muhakkak ki emin bir makamdadırlar.

    44:51
  13. فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

    Bahçelerde ve pınar başlarında.

    44:52
  14. يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ

    İnce ipekten ve parlak atlastan giyerler, karşılıklı otururlar.

    44:53
  15. كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ

    İşte böyle. Onları iri siyah gözlülerle evlendiririz.

    44:54
  16. يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ

    Orada emniyet içerisinde her meyveyi isteyebilirler.

    44:55
  17. لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ إِلَّا الْمَوْتَةَ الْأُولَىٰ ۖ وَوَقَاهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

    Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Ve onları cehennem azabından korumuştur.

    44:56
  18. فَضْلًا مِنْ رَبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

    Rabbından bir lutuf olarak. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.

    44:57
  19. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

    Biz; onu, öğüt alsınlar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.

    44:58
  20. فَارْتَقِبْ إِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ

    Öyleyse bekle, onlar da beklemektedirler.

    44:59

Meal: İbni Kesir