Mushaf, sayfa 497

  1. مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Biz; onları, ancak hak ile yarattık. Ne var ki onların çoğu, bilmezler.

    44:39
  2. وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

    Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun ve oyalanma olsun diye yaratmadık.

    44:38
  3. أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَاهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ

    Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan evvel gelenler mi? Biz, onları helak ettik. Muhakkak ki onlar, mücrimler idiler.

    44:37
  4. فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

    Doğru sözlüler iseniz; bize babalarımıza getirsenize.

    44:36
  5. إِنْ هِيَ إِلَّا مَوْتَتُنَا الْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ

    O, ilk ölümümüzden başkası değildir. Ve biz, diriltilip kaldırılacaklar da değiliz.

    44:35
  6. إِنَّ هَٰؤُلَاءِ لَيَقُولُونَ

    Bunlar gerçekten derler ki:

    44:34
  7. وَآتَيْنَاهُمْ مِنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاءٌ مُبِينٌ

    Onlara ayetlerden öylelerini verdik ki; her birinde açıkça bir imtihan vardı.

    44:33
  8. وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ

    Ve andolsun ki; Biz, onları bile bile alemler üzerinde seçkin kıldık.

    44:32
  9. مِنْ فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ

    Firavun´dan. Doğrusu o, azgın bir zorba idi.

    44:31
  10. وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ

    Andolsun ki; İsrailoğullarını horlayıcı azabdan kurtardık,

    44:30
  11. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ

    Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve onlar, mühlet verilenler de olmadı.

    44:29
  12. كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا آخَرِينَ

    İşte böyle. Onlara başka kavimleri mirasçı kıldık.

    44:28
  13. وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ

    Zevk ve safa sürdükleri nimetleri de.

    44:27
  14. وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

    Ekinleri, muhteşem konakları da.

    44:26
  15. كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

    Onlar, nice nice bağları, pınarları bırakmışlardı.

    44:25
  16. وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ

    Denizi sakin iken geride bırak. Doğrusu onlar, suda boğulacak bir ordudur.

    44:24
  17. فَأَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلًا إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

    Öyleyse kullarımı geceleyin yürüt, siz muhakkak takip olunacaksınız.

    44:23
  18. فَدَعَا رَبَّهُ أَنَّ هَٰؤُلَاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ

    Bunlar, suçlu bir kavimdir, diyerek Rabbına dua etti.

    44:22
  19. وَإِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ

    Eğer bana inanmazsanız; benden uzaklaşıp gidin.

    44:21
  20. وَإِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ أَنْ تَرْجُمُونِ

    Beni taşlamanızdan ötürü; benim de Rabbım, sizin de Rabbınız olana sığındım.

    44:20
  21. وَأَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي آتِيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

    Allah´a karşı yücelik taslamayın. Doğrusu ben, size açık bir burhan getirdim.

    44:19

Meal: İbn Kesir Tefsiri