Mushaf, sayfa 565

  1. سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ

    Biz, onun burnunu yakında yere sürteceğiz.

    68:16
  2. إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

    Biz; vaktiyle o bahçe sahiplerini denediğimiz gibi bunları da denedik. Hani sabah olunca; onu mutlaka devşireceklerine ve biçeceklerine yemin etmişlerdi.

    68:17
  3. وَلَا يَسْتَثْنُونَ

    Bir istisna da yapmıyorlardı.

    68:18
  4. فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ

    Ama onlar, daha uykuda iken; Rabbının katından gönderilen bir salgın onu sardı da,

    68:19
  5. فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ

    O, kupkuru kesildi.

    68:20
  6. فَتَنَادَوْا مُصْبِحِينَ

    Sabah erken birbirlerine seslendiler;

    68:21
  7. أَنِ اغْدُوا عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَارِمِينَ

    Mahsullerinizi devşirecekseniz erkence çıkın, diye.

    68:22
  8. فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ

    Ve gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

    68:23
  9. أَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكِينٌ

    Sakın bugün hiç bir yoksul çıkmasın karşınıza ve oraya girmesin, diye.

    68:24
  10. وَغَدَوْا عَلَىٰ حَرْدٍ قَادِرِينَ

    Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.

    68:25
  11. فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ

    Onu gördüklerinde dediler ki: Herhalde biz yanlış geldik.

    68:26
  12. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    Hayır, belki de biz mahrum bırakıldık.

    68:27
  13. قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

    Ortancaları dedi ki: Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?

    68:28
  14. قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

    Dediler ki: Tesbih ederiz Seni Rabbımız, gerçekten biz, zalimlerden olmuşuz.

    68:29
  15. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ

    Şimdi birbirlerini yermeye başladılar.

    68:30
  16. قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ

    Dediler ki: Yazıklar olsun bize, doğrusu biz; azgınlardanmışız.

    68:31
  17. عَسَىٰ رَبُّنَا أَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَا إِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا رَاغِبُونَ

    Belki Rabbımız bize bundan daha iyisini verir. Doğrusu biz; artık Rabbımızdan dilemekteyiz.

    68:32
  18. كَذَٰلِكَ الْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

    Azab işte böyledir. Fakat ahiret azabı elbet daha büyüktür. Keşki bilmiş olsalardı.

    68:33
  19. إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ

    Muhakkak ki müttakiler için, Rabbları katında Naim cennetleri vardır.

    68:34
  20. أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ

    Biz; müslümanları suçlular gibi tutar mıyız hiç?

    68:35
  21. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    Ne oluyor size, nasıl hükmediyorsunuz?

    68:36
  22. أَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ

    Yoksa size mahsus bir kitab var da ondan mı okuyorsunuz?

    68:37
  23. إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

    Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.

    68:38
  24. أَمْ لَكُمْ أَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

    Yoksa kıyamet gününe kadar sürüp gidecek ahidler mi var aleyhimizde? Muhakkak ki hükmettikleriniz sizin olacaktır.

    68:39
  25. سَلْهُمْ أَيُّهُمْ بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

    Sor onlara; hangisi bunu üzerine alacak?

    68:40
  26. أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ

    Yoksa onların ortakları mı var? Öyleyse ortaklarını da getirsinler. Eğer sadıklardan iseler.

    68:41
  27. يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

    O gün; baldırlar açılır ve secdeye çağrılırlar. Ama buna güç yetiremezler.

    68:42

Meal: İbni Kesir