Mushaf, sayfa 594

  1. يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي

    Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım, der.

    89:24
  2. فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ

    O gün O´nun azabı gibi hiç bir kimse azab edemez.

    89:25
  3. وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ

    O´nun vurduğu bağı kimse vuramaz.

    89:26
  4. يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

    Ey huzur içinde olan can.

    89:27
  5. ارْجِعِي إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً

    Dön Rabbına. Sen O´ndan hoşnud, O da senden razı olarak.

    89:28
  6. فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

    Haydi gir kullarımın arasına.

    89:29
  7. وَادْخُلِي جَنَّتِي

    Gir, cennetime.

    89:30
  8. لَا أُقْسِمُ بِهَٰذَا الْبَلَدِ

    Şu beldeye yemin ederim;

    90:1
  9. وَأَنْتَ حِلٌّ بِهَٰذَا الْبَلَدِ

    Sen de bu beldede oturmuşsun.

    90:2
  10. وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ

    Doğurana da, doğurduğuna da andolsun ki;

    90:3
  11. لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي كَبَدٍ

    Biz, insanı gerçekten meşakkat içinde yarattık.

    90:4
  12. أَيَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ

    Yoksa o, kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

    90:5
  13. يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًا

    Yığın yığın mal tüketmişimdir, diyor.

    90:6
  14. أَيَحْسَبُ أَنْ لَمْ يَرَهُ أَحَدٌ

    Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?

    90:7
  15. أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ

    Biz; onun için iki göz var etmedik mi?

    90:8
  16. وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

    Bir dil ve iki dudak.

    90:9
  17. وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

    Biz; ona iki de yol gösterdik.

    90:10
  18. فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

    Ama o, sarp yokuşu aşmaya girişemedi.

    90:11
  19. وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ

    Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin?

    90:12
  20. فَكُّ رَقَبَةٍ

    Bir kul azad etmektir.

    90:13
  21. أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ

    Yahut açlık gününde yemek yedirmektir,

    90:14
  22. يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ

    Yakınlığı olan bir yetime,

    90:15
  23. أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

    Yahut yerde sürünen bir yoksula.

    90:16
  24. ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

    Sonra da iman edenlerden, birbirine sabrı tavsiye, merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.

    90:17
  25. أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

    İşte bunlar, sağcılardır.

    90:18
  26. وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

    Ayetlerimize küfredenler ise, solcuların kendileridir.

    90:19
  27. عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ

    Onlara sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.

    90:20

Meal: İbni Kesir