Mushaf, sayfa 375

  1. وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ

    Sizi ve daha önceki nesilleri yaratmış olandan korkun.

    26:184
  2. قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ

    Dediler ki: Sen, ancak büyülenmişlerdensin.

    26:185
  3. وَمَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَإِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ

    Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu biz, seni yalancılardan sanıyoruz.

    26:186
  4. فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

    Eğer sadıklardan isen bize, gökten bir parça indir.

    26:187
  5. قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

    Dedi ki: Rabbım; yaptıklarınızı en iyi bilendir.

    26:188
  6. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    Onu da yalanladılar ve onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Doğrusu o, büyük bir günün azabı idi.

    26:189
  7. إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

    Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü´minler olmadı.

    26:190
  8. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

    Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz´dir, Rahim´dir.

    26:191
  9. وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

    Muhakkak ki o, elbette alemlerin Rabbının indirmesidir.

    26:192
  10. نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ

    Onu Ruh el-Emin indirmiştir.

    26:193
  11. عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ

    Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.

    26:194
  12. بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ

    Apaçık arab diliyle.

    26:195
  13. وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ

    O, daha öncekilerin kitablarında vardır.

    26:196
  14. أَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِي إِسْرَائِيلَ

    İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet değil midir?

    26:197
  15. وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَىٰ بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ

    Biz, onu arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik.

    26:198
  16. فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ

    Ve o, bunu onlara okusaydı, yine de ona inananlardan olmazlardı.

    26:199
  17. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ

    İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.

    26:200
  18. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّىٰ يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

    Elim azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

    26:201
  19. فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    O da kendilerine apansız, haberleri olmadan geliverir.

    26:202
  20. فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ

    O zaman derler ki: Acaba bekletilemez miyiz?

    26:203
  21. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    Bizim azabımızı mı çabucak istiyorlardı.

    26:204
  22. أَفَرَأَيْتَ إِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ

    Gördün mü, şayet Biz onları yıllarca yararlandırsak;

    26:205
  23. ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ

    Sonra kendilerine vaadolunan şey başlarına gelse,

    26:206

Meal: İbni Kesir