Mushaf, sayfa 526
-
وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَىٰ
Göklerde nice melek vardır ki; Allah, dileyeceği ve razı olacağı kimseler için izin vermedikçe onların şefaatı hiç bir şeye yaramaz.
53:26 -
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ
Ahiret de dünya da Allah´ındır.
53:25 -
أَمْ لِلْإِنْسَانِ مَا تَمَنَّىٰ
Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?
53:24 -
إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ ۚ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنْفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدَىٰ
Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onlara hiç bir güç indirmemiştir. Onlar kuruntudan ve nefislerin arzu ettiği hevadan başkasına uymuyorlar. Halbuki kendilerine Rabblarından hidayet gelmiştir.
53:23 -
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰ
Öyleyse bu, insafsız bir paylaşma.
53:22 -
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنْثَىٰ
Demek erkekler sizin, dişiler O´nun mu?
53:21 -
وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَىٰ
Üçüncüsü olan diğer Menat´ı?
53:20 -
أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّىٰ
Gördünüz mü Lat ve Uzza´yı?
53:19 -
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَىٰ
Andolsun ki; Rabbının, ayetlerinden en büyüğünü gördü.
53:18 -
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
Göz, ne şaştı ne aştı.
53:17 -
إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
O zaman Sidre´yi bürümekte olan bürüyordu.
53:16 -
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَىٰ
Ki Cennet´ül-Me´va da onun yanındadır.
53:15 -
عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَىٰ
Sidret´ül-Münteha´nın yanında.
53:14 -
وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
Andolsun ki; onu, bir de diğer inişte görmüştü.
53:13 -
أَفَتُمَارُونَهُ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacak mısınız?
53:12 -
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَىٰ
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
53:11 -
فَأَوْحَىٰ إِلَىٰ عَبْدِهِ مَا أَوْحَىٰ
O vakit kuluna vahyedeceğini etti.
53:10 -
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
İki yay kadar yahut daha da yakın oldu.
53:9 -
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
53:8 -
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَىٰ
Ve o; en yüce ufukta idi.
53:7 -
ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَىٰ
O; akıl ve görüşünde kamildir. Hemen doğruluverdi.
53:6 -
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَىٰ
Onu müthiş kuvvetli olan öğretti.
53:5 -
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَىٰ
Bu; sadece vahy edilen bir vahiydir.
53:4 -
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَىٰ
Kendiliğinden konuşmaz o.
53:3 -
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
Arkadaşınız sapmamış ve azmamıştır.
53:2 -
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
Andolsun yıldıza, battığı demde.
53:1
Meal: İbn Kesir Tefsiri